Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 3.33/5 - 3 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Japonya Tarihi
#1
Japon takımadalarına, ilk olarak adaların hala Asya kıtasının bir parçası olduğu dönemde, yaklaşık 100 bin yıl önce yerleşilmişti. Arkeolojik araştırmalar yontma taş devrinde takımadalarda yaşayan insanların temelde avcılık ve toplayıcılıkla geçindiklerini ortaya çıkarmıştır. Cilalı taş devrinde zarif taş aletler yapılmış, ok ve yay kullanılarak ileri avlanma teknikleri geliştirilmiş ve yemek pişirmek ve saklamak için toprak kaplar üretilmiştir. Jomon stili (sicim desenli) kaplar nedeniyle, MÖ. 8 bin ile MÖ. 300 yılları arasındaki dönem Jomon dönemi olarak adlandırılır.

Japon adalarına ilk yerleşenler, M.Ö VIII. bin yıl öncesinden başlayarak, Kuzey Asya’dan geldikleri sanılan ve Üst Yontmataş (veya en azından Ortataş) devrinde yaşayan topluluklardı. Japonya’nın tarih öncesi birkaç evreye ayrılır: Öncomon veya Seramik Öncesi, Comon (yaklaşık olarak M.Ö. 7500- 300) ve Yayoi (M.Ö. 300-M.S 300). Bu son dönemde adaların kuzeyine Aynular gelip yerleşti ve son Comon halklarıyla karıştı. M.S 3.yy ortalarına doğru Kore’den geçen, Altay kökenli, atlı savaşçı grupları Güney Japonya’ya gelerek bölgeyi hâkimiyetleri altına aldı. Bu insanlar ölülerini kofun denilen çok büyük Tümülüslere gömüyorlardı; Tümülüslerin çevresine kilden silindirler (haniva) sıralanıyordu. Bu savaşçılar aynı zamanda klanlara dayalı bir toplumsal örgütlenme şeması da getirdi.

MÖ.300 yıllarında Asya kıtasından tarım, basit pirinç ekimi ve metal işçiliği teknikleri gelmiştir. Japonya'da yaşayanlar tarımsal üretimi artırmak için günlük yaşamlarında tarım aletleri ve demir silahlar, ayrıca dini ayinler için bronz kılıçlar ve aynalar kullanmışlardır. Bu dönemde işbölümü, yöneten ve yönetilenler arasındaki ayrılığı derinleştirmiş ve ülkede pek çok küçük devlet kurulmuştur. MÖ. 300 ile MS 300 yılları arasına rastlayan ve çömlekçi çarkında seramiklerin üretildiği döneme Yayoi dönemi denmiştir.

Buzul çağları boyunca (M.Ö. 2–3 milyon ile M.Ö. 10 bin yılları), deniz suyunun büyük bir bölümü kutup çevresinden donduğundan deniz düzeyi çok alçalmıştı, kıta sahanlığındaki Japon adaları kuzeyden, batıdan ve güneyden Asya kıtasına bağlı olmalıydı. Bu çağlara ait yer katmanlarında mamut ve fil taşılları bulunmuştur. Japonların ilk atalarının da böylece Asya’dan ve karadan gelmiş oldukları düşünülmektedir.

Comon, toprak kapları bezeme tekniğinde kullanılan ipin adıdır. Mezopotamya ve Mezoamerika gibi uygarlık odaklarında, çanak- çömlek buluntuları tarım devriminden sonra görülüyordu. Japonya’da ise tam tersi olmuştur.

Comon’u izleyen çanak- çömlek evresi Yayoi olarak biliniyor. Döner testici tezgâhında yapılmış Yayoi seramiği, kesin olarak bir sulu çeltik kültürünün ürünü sayılmaktadır. Japonlar çeltikleri depolamak için boy boy, çeşit çeşit kaplar yapmışladır. Bugünkü halkın, Japonca konuşan bir kültürden geldiği varsayılırsa, o kültürün Yayoi döneminde oluştuğu da söylenebilir. 538 yılına doğru Budizm’in Kore’den adalara gelişi genelde Japonya’nın tarih döneminin başlangıcı olarak kabul edilir. Asuka dönemi boyunca koyu bir Budist olan Prens Şotoku’ nun 622 yılında ölümünden sonra, 628 ve 701 tarihleri arasında birçok yasa çıkarıldı. Bu yasalarla, Tang Hanedanının saltanat sürdüğü Çin’i örnek alan bir yönetim sistemi benimsendi. Nara dönemi (710- 794) boyunca altı Budist mezhep, sonunda Nara’ya yerleşen Japon sarayına kendi görüşlerini benimsetmeye çalıştı . Nara devri, Japonya için yüksek bir kültür devridir. Japon kültürünün birçok temelleri o zaman atılmıştır. İmparator Kammu, Nara’daki keşişlerin etkisinden kurtulmak için Nagaoka’da yeni bir başkent, on yıl sonrada, bu defa Heian-kyo’da bir başkent kurdu. Heian dönemi (794- 1185/1192), Heian şehri başkent olduktan kısa bir zaman sonra Japonya’nın en büyük şehri haline gelmiştir. Ülke bu dönemde genişlemiş, yeni Budist öğretiler ortaya çıkmıştır, büyük manastırlar kurulmuş ve Japonca’ya özgü yeni çekim eklerini yazmaya elverişli, hecelere dayalı yeni bir yazı yaratılmıştır. Ainularla muharebeler yaşanmış, Ainuların birçok grupları ülkenin daha kuzeyinde bulunan Hokkaido adasına geçmişlerdi. Böylece, Heian devrinin birinci kısmında Hondo adasının tamamen işgali vuku bulmuş ve nispeten küçük Japon devleti genişlemiştir. 858’den sonra Fujivara ailesi iktidarı ele geçirdi ve XII. yy’ın ortalarına kadar elinde tuttu. Bu aile ileride Japonya’nın “klasik dönemi” sayılacak bir barış ve kültürel gelişme dönemi başlattı. İki kısma ayrılan Heian devrinin ilk kısmı, Fujivara ailesinin elinde bulunan bir feodal grubun diktatörlüğüdür denilebilir. X. yy’da iki rakip klan, Tairalarla Minamotolar, Fujiaların yerini almaya çalışmıştır. Onları karşı karşıya getiren uzun mücadele, 1185’te Şimonoseki yakınında Dan- no Ura’da Taira donanmasının yok edilmesiyle sona erdi.

Heian devrinin en tipik vasfı askeri faaliyetlerin her şeyden üstün olmasıdır. Kılıç bu devrin sembolü sayılabilir. Heian döneminin ortalarına doğru “kana” adı verilen iki fonetik alfabe geliştirilmiş ve Çince üslubunun yerini alarak gelişen saf Japon stili edebiyata ışık tutmuş ve oldukça geniş bir biçimde kullanıma girmiştir. Ayrıca bu dönemde sanat alanında da büyük gelişmeler kat edilmiştir. Şogunlar dönemi(1192), Minamoto klanının önderi Yorimoto ve kardeşi Yoşitsune, Taira klanın bertaraf etmiş, sonrada Fujivalara karşı saldırıya geçmişlerdi. Minamoto no Yorimoto imparatorunkinin yanında ikinci bir hükümet kurmuştur. Yorimoto artık hiçbir yetkisi kalmayan imparatorun 1192’de kendisini başbuğ(şogun: askeri diktatör) olarak atamasını sağladı. Yorimoto uzak eyaletlere valiler gönderip vergi toplama işlerini düzenleyerek pratik ve etkili bir yönetim kurdu. Yorimoto’nun ölümünden sonra yönetim dul karısının ailesine yani Hoco’lara geçti. Bu yeni güç, yeni bir kültür ve ruh oluşturdu. Savaşçılar (Samurai) eski Buddhacı tarikatların geleneklerini reddederek daha sade din biçimlerine döndüler. Kamakura tepelerine Zen tapınakları inşa ettiler ve böylece yeni bir Buddhacılık ve aşılanmaya ve dinsel yazılar Japonca’ya çevrilmeye başlandı. 1221’de bu dinamik hükümet, otoritesine karşı gelen bir ayaklanmayı bozguna uğrattı. Beş yıl sonrada Asya’dan gelen daha büyük bir tehlikeyi bertaraf etti. 1274’te ve 1281’de Kubilay Hanın büyük Moğol ordusu Japonya’yı istila etti, ancak etkin bir savunma ve kamikazeler(tanrıların rüzgarı; 1274’te ve 1281’de çıkıp Moğol donanmasını yok eden iki fırtınaya Japonlar tarafından bu ad verilir) sayesinde Moğol ordusu püskürtüldü.

Zamanla kıskançlık ve Hocolara duyulan nefret arttı ve 1333 yılında Aşikaga Takauci imparator II. Daigo ile birleşerek bu iktidara son verdi. İmparator bundan sonra otoritesini yeniden kurmaya çabaladı. Ancak Aşikaga 1336’da imparator II. Daigo’yu Kyoto’dan sürerek, yerine bir kukla imparator geçirdi. İki yıl sonrada kendini şogun ilan etti. 1333’ten 1338’e kadar süren imparatorluk yönetiminin kısa ömürlü restorasyonun ardından Kyoto, Muromachi’de Ashikaga ailesi tarafından yeni bir askeri hükümet kuruldu. Muromachi Dönemi 1338’den 1573’e kadar, iki yüzyıldan uzun sürdü. Bu dönem zarfında Bushido’nun sert disiplini estetik ve dini faaliyetlerde ifadesini bulmuştur. Aşikaga tahta oturttuğu imparatorun 1338’de kendisini şogun olarak tanımasını sağladı. Meşru imparator Yamato Dağlarına sığındı ve böylece iki saray dönemi başladı

1192 yılında Minamotolar hükumet merkezini Tokyo yakınındaki Kamakura'ya kurdular. 1213 yılında iktidar Minamotolardan, 1333 yılına kadar askeri yönetimi sürdüren Hogoların eline geçti. Bu dönemde Moğollar, 1274 ve 1281 yıllarında olmak üzere iki defa Kuzey Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.'ya saldırdılar. Her iki savaşta başarılı olamayan Moğollar, ayrıca meydana gelen tayfunların tesiri ile Japonya'dan çekildiler.

1333 ile 1338 yılları arasında görülen kısa süreli imparatorlukları, Ashikaga Takauji tarafından Kyoto'da Muromachi'de kurulan yeni bir askeri yönetim takip etti. Bu kurulan hükumet 1338'den 1578'e kadar iki yüz yıldan fazla bir süre devam etmiştir.

Ieyasu, şogunluğunu 1603'de şimdi Tokyo olarak bilinen Edo'da kurdu. Bu Japon tarihinin en önemli dönüm noktasıydı. Ieyasu, gelecek 1265 yıl için özellikle politik ve sosyal kanunlar olmak üzere halkın yaşantısının her yönüyle tasarlandığı bir kalıp yarattı.

Ieyasu'nun tesis ettiği sosyal ve politik yapının entegrasyonunu korumanın bir yolu olarak 1639'da Tokugava Şogunluğu, Japonya'nın kapılarını dış dünyaya fiili şekilde kapatarak, şiddetli bir adım attı. İlk Batılılar Japonya kıyılarına bir önceki yüzyılda Muromaçi döneminde ulaştılar. Ülkeye ateşli silahları tanıtan Portekizli tacirler 1543'te Japonya'nın güneybatısında küçük bir adaya yerleştiler. Sonraki birkaç yıl içinde bunları, Saint Francis Xaviar önderliğinde Cizvit misyonerleri ve İspanyol gruplar takip etti. Hollandalı ve İngiliz tacirler de Japon topraklarına yerleştiler.
On altıncı yüzyılda Avrupalılar Japonya topraklarına ayak bastılar. Bu arada misyonerler, Hıristiyanlığı burada yaymaya çalıştılar. Bunun üzerine Japon liderleri Hıristiyanlığın ve batı düşüncelerinin Japonya için zararlı olacağına inandıkları için Hollanda ve Çin tüccarı haric olmak üzere bütün yabancıların Japonya'ya girişini yasakladılar. İki buçuk yüzyıl süresince Hollandalı tüccarların bulunduğu bu küçük ada, Japonya ile dış dünya arasında tek temas noktası olmuştur.

1853 yılında Amerikalı Komodor Matthev C.Perry dört gemiden meydana gelen donanmasıyla Tokyo Körfezine girmiş, ertesi yıl tekrar Japonya'ya gelerek, Japonları kendi ülkesiyle bir dostluk anlaşması imzalamaya ikna etmiştir. Bu anlaşmayı, aynı yıl içinde Rusya, Büyük Britanya veHollanda ile imzalanan anlaşmalar takip etmiştir. Bu anlaşmalar dört yıl sonra ticaret anlaşmalarına dönüşmüştür.

Tokogaua Shogunluğunun derebeylik sistemi 1867 yılında yıkılmasına kadar geçen on yıllık süre içinde büyük bir karışıklık hüküm sürmüş ve 1868 yılında Meigi döneminin tekrar teşkilatlanmasıyla bütün hakimiyet yeniden imparatorun eline geçmiştir.

İmparator Meigi'nin idaresinde japonya, batıda gelişmesi yüzyıllar süren şeyleri kısa bir sürede başarmaya koyulmuş, modern sanayileri, politik kuruluşları ve modern bir toplum modeli ile modern bir millet meydana getirmiştir. Japonya 1894-1895 yıllarında Çinlilerle, 1904 ve 1905 yıllarında da Ruslarla savaşmıştır. Japonya her iki savaşı da kazanarak 1875'te Rusya'ya verdiği Sahalin Adalarını geri almış, Formosa ve Kore'yi ele geçirmiş ve Mançurya'da bazı çıkarlar elde etmişti. 1920 yılında Japonya, Anglo-Japon Birleşmesi kararları gereğince Birinci Dünya Savaşına girmişti.

1937'de Japonya-Çin Savaşı başladı. Birinci Dünya Savaşında Almanlara karşı savaşan Japonya, 1939'da Almanya ve İtalya ile askeri bir ittifak kurdu ve 7 Aralık 1941'de Hawai Adalarına baskın yaparak Amerikan donanmasını yok etti. Savaşın ilk yıllarında üstün görünen Japonlar, sonraki yıllarda ağır kayıplara uğradılar. Amerikan uçaklarının 6 Ağustos 1945'te Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir. ve 9 Ağustosta Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.'ye attıkları atom bombaları İkinci Dünya Savaşının neticesini belli etmişti. 14 Ağustos 1945'te kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul eden Japonya ile 2 Eylül 1945'te resmi teslim anlaşması imzalandı.

Yedi yıl sonra, 1951 yılı Eylül ayında Japonya 48 devletle San Francisko'da Barış Antlaşmasını imzaladı. 1952 yılı Nisan ayında yürürlüğe giren bu anlaşma ile Japonya tekrar istiklalini kazandı. 1956 yılında ise Japonya 80. devlet olarak Birleşmiş milletlere tam üyeliğe kabul edilmiştir.

Bağımsızlığını kazandıktan sonra büyük bir ekonomik gelişme ile bugünkü refah düzeyine ulaşmış ve teknik ve bilimde çok ileri gitmiş olan Japonya, hemen hemen bütün dünya pazarlarını ele geçirmiş bir devlettir. Liberaller İkinci Dünya Savaşından bu yana iktidardadır. 1926'da tahta geçen İmparator Hirohito, 7 Ocak 1989'da öldü. Yerine büyük oğlu Prens Akihito tahta geçti ve 1990 Kasım ayında taç giydi.

Wikipedia başta olmak üzere çeşitli sitelerden derlenmiş ve Japan-Fans için düzenlenmiştir.
[Resim: LRJQzc.jpg]
[-] 2 üye bu mesaja teşekkür etti:
  • Bessie., Tadakuni
Cevapla
#2
Şu Çin de herkesle uğraşmış yaa.. Big Grin
Konu için teşekkürler, sayende bilmediğim bir çok şeyi öğrendim. smile
Ara
Cevapla
#3
Bilgi için teşekkür ederim..smile
[Resim: 5zcmk.jpg]

Seni Sevmek Bir İbadet..


Ara
Cevapla
#4
Argatou gozaimasu...
Ara
Cevapla
#5
İeyasu ile Mitsunari arasındaki sekigahara savasından bahsedilmemiş.

1600 yılında Sekigahara Savaşı'nda Tokugawa İeyasu, Işida Mitsunari'yi yenerek 1603'te Shōgun'luk görevine getirildi.
Cevapla
#6
Teşekkürler sayende yeni bilgiler öğrendim smile
[Resim: tumblr_npe0mkjXZy1uvg3s7o1_400.gif]
Ara
Cevapla
#7
Japonya Tarihi

Paleotik devirde insan varlığına rastlanmayan Japonya neolotik dönemde iskâna açılmıştır. Eski bir Güney Asya kültürü olan, avcılarla balıkçıların yaşadığı Jomon kültürü dönemi (M.Ö. 8000 – M.Ö. 300) kuzeydeki Sibirya'dan, yine aynı istikametten gelen Yayoi kültürü ise (M.Ö. 300 – M.S. 250) Kore, Çin, endonezya ve Filipinler'den göçlerle başladı. Zamanla bir çok küçük yerleşim birimi kuruldu.
   
İmparatorluk geleneğini tarihinin ilk dönemlerinden itibaren sürdüren Japonya'da efsanelere göre imparator ailesi güneş ilâhesi Amaterasu soyundan gelmektedir. Asilzadeler ise diğer ilâhların torunlarıdır. İlk imparator olan Jimmo Tenno'nun milâttan önce 660'ta tahta geçerek kurduğu feodal sistem milâttan önce 97'ye kadar devam etti. IX. yüzyılda çocukların tahta çıkarılması âdet haline gelince devlet idaresinde aksaklığı önlemek için 877'den itibaren bir nâib (kvampaku) tayin edilmeye başlandı. Fujivara devrinde devrinde imparatorlar inzivâya çekilirken devlet işlerini nâib ailesi yürüttü. 1129'da İmparator Toba'nın yaptığı gibi bazıları yetkilerini terk ederek din adamı oldular. Bir asır süren (1233-1333) vasîlik döneminde Tokimasa ailesinden dokuz kişi vasîlik yaptı.

Ülkenin bütünleşme yolunda ilerleyen bir konuma geldiği 300 yılından 710 yılına kadar güneyde kurulan ilk devlet Yamato'dur. 250'de Amaterasu, sadece imparator ailesinin değil bütün halkın koruyucu ilâhesi ilân edildiği için din-devlet ilişkileri birbirinden ayrıldı. Şinto dininin en üst temsilcisi olarak başka yere taşındığından Yamato İmparatorluğu müstakil hale geldi. Ülke, komşuları Çin ve Kore'nin maddî ve manevî tesirlerinden kurtulmıyordu. Şintoizm'e Çin'den gelen felsefî düşüncelerle diğer unsurlar karışınca dinî anlayış epey değişti. Yamato dönemindeki önemli hadiselerden biri de 538'de Budizm'in Kore üzerinden bu ülkeye girmesidir. İmparator ve çevresi Budizm'e yakınlık gösterirken asilzadeler Şintoizm'e bağlı kaldılar. Prens Shotokou 604 yılında ülkenin on yedi maddelik ilk anayasasını yaptı. 645'te Taika reformları başlarken diğer taraftan Japonya tarihi açısından önemli bir güce sahip olan Fujivara ailesi devleti daima arka plandan yönetti. 710'da başlayan ve adını başşehir yapılan Nara'dan (Heijo) alan dönem 784'te başkentin Nagaoka'ya taşınmasına kadar devam etti. Asillerle din adamlarına özel mülkiyet hakkının tanındığı bu dönemde çiftçiler ağır vergiler altında ezildiler. Ülkede Konfüçyanizm yayıldı. Japon toplumunun yapısı değişmeye başladı ve gittikçe askerî sınıfın hâkimiyetine girerek bir samuray devleti oldu. 794-1185 yılları arasında ise yeni başşehir yapılan Heian'dan (Kyoto) adını alan dönem başladı. Önce Hondo adasının tamamı tek yönetim altına girdi ve küçük Japonya kuruldu. Fujivara Michinaga'nın 1016'da iktidarı ele geçirmesiyle aristokratlar idareyi kendi yetkilerine aldılar. XI-XII. yüzyıllarında perde arkasından yaşlı imparatorlar tarafından yönetilen ülkede yaklaşık 150 yıl boyunca çocuklar imparator yapıldı. Japon kültürünün kendine has yapısının bozulmaması için Çin'le ilişki kurulmadı. XII. yüzyılın sonlarından itibaren Konfüçyanizm'in yeni şekil almasıyla bir erkeğin efendisine göstereceği sadakat yüksek bir vazife kabul edildi. Barış sever ahlâk geleneği olan bu dinî anlayıştan asker zihniyetli bir inanç doğdu. 1192'de Minamoto Yorimoto kendini şogun ilân ettirerek Kamakura'da askerî hükümetini kurdu. Bu aynı zamanda yaklaşık yedi asır devam edecek olan derebeylik sisteminin başlangıcıdır. Kyoto'da oturan imparator ailseiyle Kamakura'daki hükümet arasında 1221'de çıkan kavga sonunda hükümet Hojo hâkimlerinin eline geçti. 1232'de Joei Shimikou adıyla yeni bir kanun ilân edildi.

Moğollar 1274 ve 1281 yıllarında Japonya'yı istilâ etmeye çalıştılarsa da bu teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlandı. Kamakura devri 142 yıllık hâkimiyetin ardından ekonomik bakımdan zayıflayınca 1333'te yıkıldı. Ertesi yıl, imparatorun bütün Japonya üzerinde eski gücüne kavuştuğu Kemmu dönemi başladı. Ancak 1336'da Ashikaga Takauji, yönetimi beğenmeyen halk ve samuraylarla Kyoto'yu zaptedince imparator kaçarak Yoshino'daki Güney Sarayı'na yerleşti. Takauji'nin kurduğu Muromachi hükümeti döneminde (1338-1573) Kyoto'daki Kuzey Sarayı'na ikinci imparator Komei oturdu. Kuzeyle güney arasında altmış yıl süren bir mücadele oldu. Bu iki imparatorluk dönemi, 1392'de sarayların III. Ashikaga Yoshimitsu tarafından birleştirilmesiyle son buldu. Şogunluğun zayıfladığı, daimyoların güçlendiği dönemin önemli hadiselerinden biri de feodal ailelerin hâkimiyet kavgası için yaptıkları on yıl süren Onin Savaşı'dır (1467-1477).

Avrupalılar'ın Uzakdoğu seferleri esnasında Portekizliler 1542'de Japonya'ya ulaştıklarında ilk defa ateşli silâhlarla Hıristiyanlığı buraya getirdiler. 1549'da İspanyol misyoner Francisco Xavier geldi. 1582'ye kadar misyonerler 100.00'in üzerinde Japon'u hıristiyanlaştırdılar. 1584'ten itibaren İspanyollar, İngilizler ve Hollandalılar Japonya'ya yoğun biçimde gelirken aynı yıllarda Japonlar da Kore ve Çin sahillerine seferler düzenliyorlardı. XVII. yüzyılda artık Pasifik'in her tarafına gitmeye başladılar ve Tayvan, Filipinler, Endonezya, Malezya, Kamboçya'ya kadar yayıldılar. 1612'den itibaren deniz yayılmacılığı durakladı. Yarım milyondan fazla Japon'un hıristiyanlaşması idarecileri yeni tedbirler almaya sevketti ve 1616'da Hıristiyanlık'tan bahseden kitaplar yasaklandı. Japonlar atalarının kültürüne karşı çıkan, Çinliler'in de soğuk durduğu bu dine fazla rağbet etmediler.

1568'de Nobunaga imparatorun oturduğu Kyoto'ya girdi. 1573'te Muromachi devri kapandı ve yerine Azuchi-Momoyama dönemi (1573-1603) başladı. Dinî otoritenin askerî gücünü kıran Nobunaga asilzadeleri itaat altına aldı ve şogunu fiilen etkisiz kıldı. Nobunaga 1582'de öldürülünce yerine Toyotomi Hideyoshi geçti; çiftçilerin ellerindeki silâhlara ve dinî kurumlara el koydu (1588). Odawara'yı (Hojo) 1590'da ele geçiren Hideyoshi, Kyushu adasını alınca ülke toprakları tek devlet haline geldi. Hideyoshi 1592'de Çin'e bir sefer düzenlediyse de başarısız oldu. 1597'de ikinci defa Kore'ye çıkıp bir çok yeri aldı. Ancak 1598'de ölümü üzerine sefer tamamlanamadı. Onun idaresinde Japonya Çin'den sonra bölgenin en güçlü ülkesi oldu. Yerine Sekigahara Savaşı'nda rakiplerini yenen Tokugawa Ieyasu geçti.

Minamoto'nun Tokugawa soyundan gelen Ieyasu 1603'te şogun tayin edildi ve Yedo'da (Tokyo) Tokugawa hükümetini kurdu. Bu tarihten 1867'ye kadar süren Yedo dönemini başlattı. 1605'te Hollandalılar'a, 1613'te İngilizler'e ülkede ticaret acentaları açmalarına izin verdi. İspanyol Fransiskenler ve Portekiz Cizvitler arasındaki rekabet ülkede huzursuzluğa yol açtı. 1611-1613 yılları arasında Hıristiyanlığı yasaklayan kanunlar yürürlüğe kondu ve ülke genelindeki misyonerler Nagazaki'de toplandı. Ardından dış dünya ile bağlar koparılarak içe kapanma dönemi başladı.

Heian döneminde Çin'den Tendai (805), Şingon (806), Jodo (1175), tarihte samuraylar, günümüzde ise aydın kesim arasında yaygın olan Zen (1191) ve Lotus Hoke (1253) gibi tarikatlar Japonya'ya geçerek yayılmaya başladı. Özellikle Lotus Hoke tarikatının günümüzde milyonlarca müntesibi vardır ve birçok yeni dinî akıma ilham kaynağı olmaktadır.

Japonlar’ın dış dünyaya kapandığı Yedo döneminde bilhassa köylüler daima ezilen sınıf oldu. Gelirlerinin yüzde kırkını vergi olarak alan 270 derebeyi onların üzerindeki güçlerini samuraylar vasıtasıyla sağladılar. Gücün korunması için ülkeye giriş ve çıkışlar yasaklandığı gibi Pasifik Okyanusu’nu aşabilecek büyüklükte gemi yaptırılmadı. Hıristiyanlığa karşı baskılar 1615’te yoğunlaştı. 1638’te çıkan köylü ayaklanmasında parmağı olan kilise mensuplarına karşı tepkiler arttı. Şimabara ve Amakusa derebeylikleri tamamen hıristiyanlaştıkları için diğer bölgelerdeki hıristiyanlar da buraya toplandı. 1639’da vergileri artan köylülerle hıristiyanlar birlikte isyan ederek Hara Kalesi’ne sığındılar. Japon ordusu üzerlerine baskın düzenledi ve 20.000 insan katledildi. Ülkede Hıristiyanlığın yayılmasını engellemek için dış ilişkiler Çin ve Hollanda ile sınırlı tutuldu. Bilhassa Hollandalılar, Deşima adasında 212 yıl her türlü zorluğa katlandılar ve ilişkilerini koparmadılar.

Kapanma dönemi Japonya’nın dünya devleti olmasını iki asır geciktirdi. Özellikle Çin’in 1368-1644 yılları arasında yaşadığı benzer dönem biterken burada başlamasının olumlu tarafı savaşlardan uzak kalınmasıydı. Büyük ticarethanelerin temelleri atılırken Japon kültürü açısından bilhassa kitapçılık bir ticaret kolu haline geldi. Şintoizm yeniden canlandı ve imparator eski gücüne kavuşarak iktidarın onun eline geçmesini isteyenlere fırsat verdi. Köylülerin ağır yükümlülüklerinde değişiklik olmadı. Ancak hayvanlara yapılacak eziyet ağır şekilde cezalandırıldığından ülkenin her tarafı başı boş hayvanlarla doldu, köylüler çalışamaz duruma geldi. Ata binmek bile eziyet sayıldığından her türlü taşımacılık insan gücüne dayalı yapılıyordu. Bu dönemde tarihe ve eğitime önem verilmesi neticesinde bir kurul tarafından ülke tarihi yazılmaya başlandı. Avrupa’dan Hıristiyanlık konusu hariç bütün alanları ilgilendiren kitaplar getirtildi.

Japonya tarihinde önemli yer tutan çocuk imparatorlar özellikle XVIII. yüzyılda da durumlarını korudular. XIX. yüzyılda ticaretin önemi arttı ve kurulan büyük ticarethanelerde çalışmak üzere köylülerle samuraylar büyük şehirlere akın ettiler. Ancak ülkede artan kıtlık çok sayıda isyanın çıkmasına sebep oldu. 1854 yılında savaş gemilerinden oluşan filosuyla Japonya’ya gelen Amerikalı Amiral Matthew Perry bazı limanları ticarete açtırarak dış dünya ile temasa geçilmesini sağladı. Asırlardır süren kapanmanın ardından 1854-1856 yılları arasında Amerika, Hollanda, Rusya, İngiltere ve Fransa ile antlaşmalar imzalandı. Ülkeye yabancıların girmesini istemeyen Kyoto’daki imparator şogunun imzaladığı bu antlaşmaları reddetti. Şogunluk sistemi Meiji lehine iktidarı terketti. Böylece son şogunun istifa etmesiyle yedi asırlık gelenek biterek tam yetkili imparatorluk dönemine yeniden dönüldü.

1868’de ülkeyi yeniden dış dünyaya açan ve Japonya’nın dünyanın sayılı devletleri arasına girmesini sağlayan Meiji dönemi başladı. 1869’da yabancı aleyhtarlığı yasaklandı. İmparator Kyoto’dan Tokyo’daki şogunun sarayına taşındı. Eyalet sistemi yerine vilâyet sistemi getirildi. Japon halkı arasında sınıf farkı muhafaza edilerek asilzadeler üst sınıfı, samuraylar orta sınıfı, köylüler alt sınıfı oluşturdu. Bundan böyle küçük samuraylar askerî sınıfta yer alarak eğitimleri Fransız askerî eğitimcilere verilirken donanmanın modernleştirilmesi İngilizler’e bırakıldı. Yeni orduların kurulmasıyla samurayların varlığı tehlikeye girince emekliliği kabul edenlere tazminatları ödendi ve askerlikten el çektirildi. Bunun üzerine 1877’de Satsuma isyanı başladı. 40.000 kişilik samuray birliği 60.000 askerden oluşan modern orduyla yaptığı savaşı kaybetti. Bu dönemde Japonlar deniz aşırı ülkelere gitmeye başladılar. Ülkede huzur sağlandı ve teknik alanda büyük gelişme kaydedidi. İmparatorun yönetimi altında yapılan reformlarla derebeyler ellerindeki arazilerini kaybettiler. Derebeylerin köylülerden aldığı vergi 1873’ten itibaren devlete verilmeye başlandı.

İlk defa 1872’de Tokyo ile Yokohama arasında demiryolu yapıldı. 1889’da yeni anayasa kabul edilerek imparatorun konumu garanti altına alındı ve tahttan indirilmesi yasaklandığı gibi meclis onun emriyle açılmaya ve kapanmaya başladı. Kanunlar meclise danışıldıktan sonra imparator tarafından ilân ediliyordu. Âcil durumlarda imparatorun meclise danışmadan da kanun çıkarma yetkisi vardı.

Ülke XX. yüzyıla girmekteyken savaşlar dönemi başladı ve ilk savaş 1894-1895’te Çin’le yapıldı. 1902’de İngiltere ile bir ittifak antlaşması imzalandı. 1904-1905’te bu defa Rusya ile savaş başladı. Beklenmedik bir üstünlük sağlayan Japonlar Mançurya’ya doğrı ilerlediler, Kore’yi 1910’da ilhak ederek bir eyalet haline getirdiler. Meiji, kırk dört yıl imparatorluk yaptıktan sonra 1912’de ölünce yerine geçen oğlu Taisho’nun dönemi savaşlarla geçti. I. Dünya Savaşı’nda İngiltere ile ittifak halinde olduğundan savaştan kârlı çıkan Japonya, Çin’i işgal etmek için 70.000 kişilik askerî birliğini Doğu Sibirya’ya gönderdi. Avrupa’da savaş esnasında ihtiyaç duyulan bütün malları yüksek fiyatla satmaya başladı.

1923’te meydana gelen Büyük Kanto depreminde 60.000 kişi ölürken Tokyo ve Yokohama şehirleri tamamen yıkıldı. Tahtını 1926’da oğlu Hirohito’ya terkeden Taisho 1927’de ölünce Japon tarihinde Şova dönemi (1926-1989) başladı. XX. yüzyılda ülke tarihinin en önemli hadiselerine sahne olan bu dönemde “büyük Asya fikri” uygulamaya konuldu.

Dünya’nın girdiği ekonomik krizden etkilenen Japonya bunu düzeltmek için 1931’de Mançurya bölgesini işgal etti. Cem’iyyet-i Akvâm’ı 1932’de terk etti. İkinci Japon-Çin savaşı 1937’de başladı ve Japonya Ekim 1938’de Çin’in büyük bir kısmını aldı. Ardından Almanya ve İtalya ile II. Dünya Savaşı’na girdi. 1940’ta ülkedeki bütün siyasî partiler yasaklandı. Mayıs 1941’den itibaren Singapur, Malezya, Burma, Endonezya, Filipinler ve Yeni Gine işgal edildi. 1941’de Amerika ve İngiltere’ye savaş açıldı ve böylece Pasifik Savaşı başladı. Amerikan birlikleri Filipinler’i alınca Japonya’nın işgalleri durdu. Ruslar Mançurya ve Kuzey Kore’ye girdiler. 5 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya ve 8 Ağustos 1945’te Nagazaki’ye atılan iki atom bombasından sonra dört büyük devletin Postdam Deklarasyonu’nu kabul eden Japonya müttefik devletlere teslim oldu.

1946 anayasası imparatoru yeniden sembolik konumuna döndürdü. Savaş sonrası ülke, Amerikalı General Mac Arthur’un yönetimi altında demokratik usullerle seçilen hükümet tarafından yönetilmeye başlandı. 1952’de müttefiklerin Japonya’yı işgali sona erdi ve Japonya 1956’da Birleşmiş Milletler’e üye oldu. Çin ile olan münasebetleri ancak 1972’de normale döndü. Bu süre zarfından Japonya bölgesel bir devlet olmaktan çıkıp sanayisiyle dünyanın güçlü devletleri arasına girdi. 1989’da Hirohito’nun ölümünden sonra 125. imparator olarak Akihito tahta geçti, halen Heisei dönemi adıyla imparatorluğu devam etmektedir.
生活は音楽です
Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
[Resim: 7qXPD.gif]
Cevapla


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Japonya'nın İşgali (1945-1952) Toruga 5 4,679 06-17-2012, Saat:04:21 PM
Son Yorum: yusufyusuf17

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi